Yıl 2011, 2012. Sonunda Kütahya piyasasını elime almışım. Portallar, kurumsal siteler, web uygulamalar… Haftada bir büyük proje yapıyorum. –
Ama Kütahyaya göre, öyle düşün- Küçük işleri otomatiğe bağlamışım. Plesk gibi, cPanel gibi kendi yönetim panelim var, neredeyse, psd dosyasını upload ediyosun o kendisi siteye çeviriyor. Senede 100 iş yapıyorum. Para akıyor. Araba kiralamacılar kankamız olmuş. Velhasıl: kim karışır “piyasa beni, ben piyasayı sevmişim” modundayım.

Yerimizde duramıyoruz. 5 senede 5 akşam evde kalmış değilim. Şaka değil, gerçek. Her akşam kesin bir aksiyon var. Bi keresinde evden ekmek almaya çıktım, tam 1 hafta sonra dönebildim. Diğer ev arkadaşlarım araba kiralamış beni aradılar, dedim “ekmek almaya gidiyorum”. Dediler ara evdekileri kendileri alsın ekmeği, seni almaya geliyoruz. 1 hafta sonra dönebildim eve. Hatta bu arada bir sefer de Ankara ‘ya gitmişiz gelmişiz. Hani derler ya senin iş Almanya ‘dan güzel. Aynen öyle.

Çok yeşilçamvari olacak ama günler su gibi akıp gidiyor; ve bu akıp giden suyun nereye gittiğini bilen yok. Bir gün yine dairedeyim. “Bugün acaba devletimizin istifadesine hangi teknolojiyi sunsam” diye kafa patlatıyorum. Telefon çaldı. Açtım Rektör yardımcısı olduğunu söyleyen bir beyefendi. Buyrun dedim. Dedi ki: Rektör hoca sizinle görüşmek istiyor bi araba göndersek aldırsak uygun mudur? Olur dedim.

Anladım ki okulun internet sitesi konusunda yine kriz çıkmış. O zamanlar site ile sadece Nurullah ÇAKMAK isminde alaylı bir hoca ilgileniyor. Elinden geldiğince. Ne yapsın isteklerin çoğuna cevap veremiyor o da doğal olarak. Ben de hasbelkader bir kaç sefer denk geldi kendisine yardımcı oldum destek verdim. Rektör hocanın istediklerini yapamayınca o adımı vermiş. Hoca bakarız demiş. Sonra Kütahya ‘da hatırı sayılır bir haber portalı vardı. Onlara sormuş onlar da Ömer SAVAŞ demiş. Kimmiş! demiş ya bu Ömer SAVAŞ çağırın gelsin.

Gittim. İçerde bir kaç kişi daha var. Merhaba dedi gel otur sen bizden mezunmuşsun. Evet hocam dedim. Harvard üniversitesinin sitesinin çıktısını almışlar. 3-4 tane A4 attı önüme. Dedi bunu yapabilir misin? Dedim takla bile attırırım hocam sen paradan haber ver. Rahatlığım hepsinin hoşuna gitti. Yap o zaman dedi.

Elimdeki A4 lerde site Harvard ama logo bizim üniversitenin logosu. Sözde arayüz çizmişler. Printscreen yapıp logoyu değiştirmişler sadece. O zamanlar bu telif meselesi şimdiki gibi değil. Herkes kafasına göre takılıyor. Bir ceza yok gördüğüm kadarıyla. Hocam dedim ben bunu oturur sıfırdan yazarım. Ama siz üniversitesiniz. Bu istediğiniz kopya iş. İlla birisi anlar. Sonra sıkıntı olmasın. Olmaz dedi orasına sen karışma. Tamam o zaman dedim. Müşteri herzaman haklıdır. Toplam 15 dk falan görüştük.

Oturdum sıfırdan yaptım. Ama ne site. Cache motorları, güvenlik katmanları… Site değil framework mübarek. Üstelik o kadar hızlı ki benim laptop da çalışan sanal makine bile bir saniyede 1000 den fazla istemciye cevap verebiliyor. Hatta o zaman harvard ‘ın bazı jsleri bazı cssleri patlıyordu bizim site pırıl pırıl. Tam görücüye çıkacak iş.

Sonra yayına açtık. Baya bildiğin yayına açtık, O zaman da inanamamıştım. Hala da inanamıyorum. “.edu” uzantılı bi domainde çakma harvard sitesini yayına soktuk. Ama yalan söylemeyeyim bir taraftan da zirvede hissetmiyor değildim. Resmen hayatı bir inci sözlük edasında yaşıyordum. Rektör hocanın odasında ilk aklıma gelen şakayı yapabiliyordum. “.edu” uzantılı domaini kişisel bloğum gibi çakma arayüzlerle canlıya alabiliyordum. İşin maddi tarafından bahsetmiyorum bile.

Tabi; çok sevgili canımızın da dediği gibi “her nimetin bir külfeti var, her rahatlığın da bir sonu”. (Varolsun kendisi.) Benim için bu nimet 1 hafta sürdü. Site çok meşhur olmuş. Deli gibi trafik var anlatamam. Sanırsın türk telekom bizim sunucuyu iç ağına almış, herkesin broadcast ‘i bize geliyor. Dünyanın her tarafından request var. İşlemcilerin sıcaklığını soğutmaya klimanın gücü yetmiyor :p Dedim “autumn is coming”.

Öngördüğüm gibi de oldu. Yine bir gün bir telefon. Merhaba Ömer bey -Yine ilk başta arayan rektör yardımcısı hoca-. Buyrun dedim. Dedi ki: bize arayüzden dolayı çok baskı geliyor. İstanbuldan bazı firmalar bile aramışlar bu yaptığınız suç, çok başınız ağrır demişler. -Onlar da ayrı bir çakal. Okula site çakmaya çalışıyolar. Ben piyasadayken sizi sokar mıyım buraya :p-. Evet hocam dedim. Arayüzü değiştirebilir miyiz? Dedim hocam olur. Zaten sistem farklı arayüzlerle çalışmaya uygun tasarlandı. Ama yanlış anlamayın. Sadece bilgi mahiyetinde söylüyorum. Bunun bir bedeli olur. Tamam dedi o önemli değil. Yine en sevdiğim yaklaşım tarzı 🙂

Site Kütahya ‘da da meşhur olmuş. Bir sürü eleştiri yazıları. Bu yazılara karşı beni savunmaya çalışan iyi niyetli arkadaşlarım. Kendini harvard ‘ın avukatı addeden cengaver gençler. Ne güldük ama.

Yine bir toplantı yaptık. Yeni bir arayüz getirmişler yine bir kaç A4. Ve yine kopya 🙂 Ama bu sefer daha profesyonel bi yaklaşım olmuş. İki ayrı üniversitenin sitesinden almışlar. Parça parça 🙂 Dedim ben okeyim. Hadi yapalım.

Sanırım iki gece üniversitede sabahladık. Kocaman siteye yeni bir arayüz yazdım. Arayüz beni ilgilendirmez, ben işimi iyi yapmalıyım. Bir çok css i bile sıfırdan yazıyorum. İlk arayüzde de öyleydi. Sonra yine yayına açtık. Ama ilki kadar heyecanlandırmadı beni malesef.

Sonra bu olaylar silsilesi hepimize bir sürü şey öğretti. Üniversite de hemen bir yazılım ekibi kurdu. El atmışken daire başkanlıkları falan bir sürü değişiklik, planlama yaptılar. Şuan 30 küsür personelin çalıştığı neredeyse tam kurumsallaşmış bir daire başkanlığı var okulun. Takdirle izliyoruz.

Sabırla buraya kadar okumuş; bu yazinin mesajini bekleyen degerli okuyucu için mesaj: Kurda sormuşlar boynun neden kalın. Oda demiş ki “Rahmetlik babamın da kalındı. Bizde ırsi”. Hemen havaya girme güzel kardeşim, değerli okuyucum. Mesaj falan yok. Kendi kendime nasıl başladığımı anlayamadığım bir şekilde nostalji yaparken, karşıma çıkan bu yazının düşündürdüklerini not aldım sadece. Sadece “Hey gidi günler hey” mahiyetinde bir yazı.

Mevzu bahis işler hakkında o zaman girmiş olduğum yazıların linki de aşağıdadır. İsteyen arkadaşlar arayüzlere bakabilir. Sevgiyle kalın…

Yazı1, Yazı2